BEYAZIT – SÜLEYMANİYE – LALELİ – ŞEHZADEBAŞI

BEYAZIT, SÜLEYMANİYE, LALELİ, ŞEHZADEBAŞI

Beyazıt Meydanı Bizans dönemine de meydan olarak (Forum Tanri) kullanılırdı. Fatih İstanbul’u alınca, ilk sarayı, bugünkü üniversite binasının yerinde yaptırmıştı. Meydan, Osmanlı tarihi boyunca birçok değişiklik geçirerek günümüze kadar geldi

BEYAZIT
Beyazıt Meydanı, Bizans döneminde Forum Tauri (Boğa Meydanı) olarak anılırmış. Bugüne kadar sayısız kez şekli şemaili değiştirilen meydan siyasi tarihimiz açısından da önem taşır. Beyazıt semti, İstanbul’da ilk Osmanlı sarayının yapıldığı semttir. Bizans döneminde olduğu gibi, Osmanlı döneminde de önemini korumaya devam etmiştir. Topkapı Sarayı yapıldığı zaman Beyazıt’taki Eski Saray’ın tamamen terk edilmediği, 19. yüzyıla kadar sultanların burada yaptıkları çeşitli yapılardan anlaşılmaktadır. Beyazıt Meydanı, külliyenin burada yapılmasıyla 16. yüzyıl başlarından itibaren yeni bir görünüm ve statü kazanmış, zamanla meydanın içine çeşitli yapılar yapılmıştır. Ancak meydan, 17. ve 18. yüzyılda sık sık çıkan yangın ve depremler sebebiyle sürekli biçim değiştirmiştir. 18. yüzyılda bayramlardan önce getirilen kurban sürüleri bu meydanda sergilenip satıldığından, halk arasında burası, Kurban Pazarı olarak adlandırılmıştır. Tanzimat Dönemi’nde Beyazıt’ın önemi daha da artmış, Vak’a-i Hayriyye’den sonra Eski Saray’ın yerine Serasker Kapısı kurulmuştur. Bugün İstanbul Üniversitesi Merkez Binası olan yapı ise, Sultan Abdülaziz Dönemi’nde 1866’da “Seraskerat” (Genelkurmay) olarak kullanılan Eski Saray yapılarının yıkılmasından sonra onların yerine yaptırılmıştır.
Sultan II. Abdülhamid Dönemi (1876-1909) başlarında her çeşit esnafın barakalarının yer aldığı bir meydan olarak işlev gören Beyazıt, bütün tarihi boyunca olduğu gibi pazar meydanı olma özelliğini hep korumuştur. Meşrutiyetin ilanından sonra ise bu meydan önemli siyasi olaylar yaşanması nedeniyle çeşitli adlarla anılmıştır.

İstanbul Üniversitesi 
Üniversite binası 19. yüzyılda Harbiye Nezareti olarak yapılmıştır.
İstanbul Üniversitesi ülkemizin en köklü ve en büyük yükseköğretim kurumu olarak 550 yıllık bir tarihi geçmişe sahip. Üniversite, 17 fakülte, 12 yüksekokul, 13 enstitü ve 30’u aşkın Araştırma Merkezi’yle yaklaşık 55 bin öğrenciye lisans ve lisansüstü eğitim veren bir bilim yuvası.
Üniversitede toplam 81 ülkeden, bin 1620 yabancı uyruklu öğrenci de eğitim görüyor. Üniversitenin çeşitli fakültelerinde yan dal ve çift anadal uygulaması ile öğrencinin üniversiteye giriş puanı dikkate alınmaksızın istediği ve başarılı olabileceği programlara devamı ve diploma alması sağlanıyor. Yan dal uygulamasında ise öğrenciye ikinci bir uzmanlık alanı olduğunu kanıtlayacak şekilde sertifika veriliyor. Avrupa, Amerika ve Asya kıtalarından üniversitelerle karşılıklı öğrenci değişimi yapılıyor. Bu yıl Almanya’nın Köln, Bonn, Bochum ve Ruhr Üniversiteleri başta olmak üzere çeşitli yabancı üniversitelerle yapılan anlaşmalarla lisans ve lisansüstü eğitimde çift diploma uygulaması başlatılıyor.
Üniversite İstanbul’un çeşitli yerleşim yerlerine yayılmış durumda. Beyazıt, Laleli, Saraçhane ve Vezneciler’de rektörlük ile üniversitenin çeşitli fakülte ve yüksek okulları bulunuyor. İki büyük kampusu ise kente yaklaşık 25 km. uzaklıktaki Avcılar ve Bahçeköy’de.

1- Doğu Roma İmparatorluğu’nun Forum Tauri’si bugün Beyazıt Meydanı olarak biliniyor. İstanbul Üniversitesi ve Beyazıt Camii burada yer almaktadır.
2- Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün heykeli ve gençliği temsil eden figürlerin bir bileşimi olan heykel İstanbul Üniversitesi bahçesinde yer alıyor.

Beyazıt Camii 
Osmanlı mimarisinin dönüm noktalarından sayılır. Mimarisi Ayasofya’dan etkilenen caminin külliyesinden bir bölümü Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi olarak kullanılıyor. Hat sanatı örnekleriyle, hat sanatında kullanılan alet ve malzemelerin sergilendiği müze gezmeye değer.
Dillere destan büyük ve yaşlı kestane ağacının altındaki kahve eskiden beri ününü koruyor. Özellikle pazar günleri çevresinde çok renkli bir pazar oluşuyor.

Beyazıt Hamamı (Patrona Halil Hamamı)
Beyazıt’tan Aksaray’a giderken sağda görülen restore edilerek kültür etkinliklerinde kullanılan hamam Osmanlı tarihinde önemli yer tutuyor. Osmanlıların Batılılaşma girişimi olan “Lale Devrini” sona erdiren isyanın (1730) lideri Patrona Halil bu hamamda tellakmış.

Beyazıt Kulesi 
İstanbul Üniversitesi’nin bahçesinde 1828’de yapılan kule, o zamandan beri yangın “gözetleme kulesi” olarak kullanılmıştır. Günümüzdeki 50 metrelik taş kulenin aksine, ilk yangın gözetlenen kule ahşaptan yapılmış ve bir yangında yanmıştır. İstanbul’un fethinden sonra ilk saray burada yapılmıştı ama günümüze kadar ulaşamadı.

Simkeşhane 
Gümüş ve altın teller çeken esnafın bulunduğu yere verilen addır. Önceleri Çorlulu Ali Paşa Camii ve medresesinin yerindeyken sonradan Beyazıt’tan Aksaray’a giden cadde üzerindeki binaya nakledilmiştir. İlk İstanbul darphanesi simkeşhanenin içindedir. Bir dönem gümüş Osmanlı paraları da burada basılmıştır. Simkeşhane çarşısı olarak bilinen bina, 1707 yılında Sultan III. Ahmet’in başkadını Ümmetullah Hatun tarafından sebil, çeşme ve mektep ilavesiyle “Simkeşhane-i Amire” olarak inşa edilmiştir. Cephelerinde dükkânları ile bu bina altın ve gümüş sırma çeken esnaf ve sanatkârların çalıştıkları yerdi. Bina günümüzde İstanbul Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi ve Yazma Eserler Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır. Kütüphanede öğrenim sezonu içinde salı konferansları düzenlenmektedir.

1- Beyazıt Camii  2- Beyazıt Hamamı (Patrona Halil Hamamı)

ANTİK MESE YOLU
THEODOSIUS ZAFER TAKI
Roma İmparatorluğu’nun son imparatoru Theodosius tarafından İ.S 4. yy’da inşa ettirilen zafer takı, bugünkü Beyazıt meydanının güney batı köşesinde yer alır. Zamanında revaklarla süslü, mermerden, sivil ve kamusal binalarla çevrili olan bu meydandaki arkeolojik parçalar 1948-1961 yılları arasında Beyazıt Meydanı ve Ordu Caddesi düzenlenirken bulunmuştur.         Zafer takı ortada yüksek her iki tarafında kısa olmak üzere üç girişi olan kemerli bir yapı idi. Roma İmparatorluğu’nun başkenti Roma’daki caddelerde bulunan takların bir benzeri olarak düşünülmüştü. Ortada Theodosius’un, yanlarda ise oğulları Arcadius ve Honorius’un heykelleri bulunuyordu. Bugün hâlâ kullanılmakta olan cadde eski kentin omurgası niteliğinde Antik Mese yolu olup batıya doğru gitmekteydi. Bu yol Theodosius’un Zafer takından geçerek Trakya’ya, Balkan Yarımadası’na doğru uzanıyordu.

1- Beyazıt Meydanı’nın güneybatı tarafındaki Theodosius Zafer Kemeri ve Ordu Caddesi’nin (Askeri Cadde) arkeolojik eşyaları 1948-1961 yılları arasında yenilenmiştir.

SÜLEYMANİYE
Eminönü İlçesi’ne bağlı bir semt olan Süleymaniye semti adını 16. yüzyılda Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan Süleymaniye Camii ve Külliyesi’nden almaktadır. Semt olarak Süleymaniye, bugün İstanbul Üniversitesi Merkez Binası’nın arkasındaki kesimleri kapsamaktadır. Osmanlı döneminde İstanbul’un önemli bilim ve ticaret merkezlerinden biri olan bölge, günümüzde de barındırdırdığı birçok tarihi eserle önemli bir kültür ve turizm mekânıdır. 17. yüzyılın ilk çeyreğine kadar ulemanın bu dönemdeki saygınlığına da bağlı olarak şehrin belki de en seçkin ve önemli semti olan Süleymaniye’deki külliyenin medreseleri, İstanbul’un en yüksek düzeyde eğitim veren kurumları idiler. 19. yüzyılda Süleymaniye’de, Osmanlı’nın yansımaları ile Kışla-ı  Hümayun, Cephane, Süleymaniye  Kışlası olmak üzere semtin askeri işlevi ön plana  çıkmaktadır.
20. yüzyılda Süleymaniye eski önemini yitirmiştir. 1950’lere  kadar geleneksel  bina  yapısını  koruyabilmiştir. Bazı tahribatlar olmasına rağmen, bugün Süleymaniye semti, cami ve çevresinde bulunan külliyenin bazı  yapılarıyla  birlikte  turizmin  öncelik  kazandığı  tarihi  bir  semttir.

Süleymaniye Camii ve çevresi, Mimar Sinan tarafından inşa edilen, aynı özellikleri taşıyan Osmanlı mimarisinin seçkin örneklerinden oluşan yapıları içermektedir.

Süleymaniye Camii 
Kanuni Sultan Süleyman adına 1550-1557 yılları arasında İstanbul’da Mimar Sinan tarafından inşa edilen camidir.
Mimar Sinan’ın kalfalık devri eseri olarak nitelendirilen Süleymaniye Camii, medrese, kütüphane, hastane, hamam, imaret, hazire ve dükkânlardan oluşan Süleymaniye Külliyesi’nin bir parçası olarak inşa edilmiştir.
Süleymaniye Camii klasik Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerindendir. Yapımından günümüze dek İstanbul’da yüzü aşkın deprem yaşanmasına karşın, caminin duvarlarında en ufak bir çatlak oluşmamıştır. Dört fil ayağı üzerine oturan caminin kubbesi 53 m. yüksekliğinde ve 26,5 m çapındadır. Bu ana kubbe, Ayasofya’da da görüldüğü gibi, iki yarım kubbe ile desteklenmektedir. Kubbe kasnağında 32 pencere bulunmaktadır. Cami avlusunun dört köşesinde birer minare bulunmaktadır. Bu minarelerin camiye bitişik iki tanesi üçer şerefeli ve 76 m. yüksekliğinde, cami avlusunun kuzey köşesinde soncemaat yeri giriş cephesi duvarının köşesinde bulunan diğer iki minare ise ikişer şerefeli ve 56 m. yüksekliğindedir. Cami, içindeki kandil islerini temizleyecek hava akımına uygun inşa edilmiştir. Yani cami, içinde, yağ lambalarından çıkan islerin tek bir noktada toplanmasını sağlayan bir hava akımı yaratacak şekilde inşa edilmiştir. Camiden çıkan isler ana giriş kapısının üzerindeki odada toplanmış ve bu isler mürekkep yapımında kullanılmıştır. 28 revakın çevrelediği cami avlusunun ortasında dikdörtgen şeklinde bir şadırvan bulunmaktadır.Kanuni ve eşi Hürrem Sultan’ın Türbeleri
Caminin kıble tarafında içinde Kanuni Sultan Süleyman’ın, eşi Hürrem Sultan’ın ve mimar Sinan’ın türbelerinin bulunduğu bir hazire mevcuttur. Kanuni Sultan Süleyman’ın türbesinin kubbesi yıldızlarla donanmış gökyüzü imajını vermesi için, içeriden, metalik plakalar arasına yerleştirilmiş pırlantalarla (elmaslarla) süslenmiştir.
Süleymaniye Camii girişi cami süslemeleri açısından sade bir yapıya sahiptir. Mihrap duvarındaki pencereler vitraylarla süslüdür. Mihrabın iki tarafındaki pencereler üzerinde yer alan çini madalyonlarda Fetih Suresi, caminin ana kubbesinin ortasında ise Nur Suresi yazılıdır. Yazının hattatı Hasan Çelebi’dir.

MİMAR SİNAN (1490-1588)
Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu. Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a getirildi. Devrinin ustaları gözetiminde han, çeşme ve türbe inşaatında çalıştı. Moldovya seferinde Prut nehri üzerine onüç günde kurduğu köprü ile Kanunî Sultan Süleyman’ın takdirini kazanarak Başmimarlığa yükseldi. Suriye, Mısır, Irak, İran, Balkanlar, Viyana’ya kadar Güney Avrupa’yı görüp mimari eserleri inceledi. İstanbul’da Bayezid Camii’nin ustası Mimar Hayreddin ile tanıştı. Şehzadebaşı Camii ve Külliyesi, Süleymaniye Camii ve Edirne Selimiye Camii Sinan’ın en muhteşem eserleridir. Bilinen eserleri: 84 camii, 53 mescid, 57 medrese, 7 darülkurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 saray, 8 mahzen, 48 hamam olmak üzere 364 adettir.

SüleymaniyeHamamı
Mimar Sinan’ın “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye Camiii ve külliyesiyle birlikte 1557’de yapıldı. Hamamda yüzyıllarca kullanıldıktan sonra kaybolan bir “sarılık tası” vardı. İnanışa göre bu tasla yıkanan sarılık hastaları sağlığına kavuşurdu. Göbek taşını çevreleyen sekiz mermer sütun görülmeye değer.

Kalenderhane Camii 
Katolik İtalyanlara ait bir 12. yüzyıl kilisesidir. Fetihden sonra Kalenderi tarikatına tahsis edilmiştir. 18. yüzyılda Babüssaade Ağası Maktul Beşir Ağa tarafından camiye dönüştürülmüştür. 19. yüzyılda büyük bir yangın geçirmiş, 1854’te tamir edilmiştir. 1968 yılında restore edilerek tekrar ibadete açılmıştır.

LALELİ
Laleli Semti, 18. yüzyıla gelene kadar İstanbul tarihi içinde adı fazla geçmeyen semtlerden biridir. İstanbul’un fethinden sonra özellikle Sultan II. Bayezid’in giriştiği imar faaliyetlerinden Laleli Camii’nin yapılmasına kadar geçen uzun dönemde bu bölgede önemli bir yapı inşa edilmemiştir. 18. yüzyılda geçirdiği iki büyük yangından sonra semtte yeniden yapılanma çalışmalarına girişilmiştir. Yapılan tamirlerden sonra I. Dünya Savaşı’na gelene kadar Laleli’nin kent içi işlevlerinde bir değişiklik olmamıştır. 1918 yangınından sonra, bölgede yeni sokak planlama çalışmaları yapılmış ve bu semtte kentin orta sınıfına ve eski ailelerine mensup kişiler oturmuşlardır.Laleli Camii 
Bu eserin mimarı Mehmet Tahir Ağa’dır. (1760-1730) Laleli Camii’nin en önemli özelliği Avrupa’daki barok mimariden esinlenerek yapılmış olmasıdır. Osmanlı mimarisinde dalgalı kubbelere, çok pencereli, hareketli cephelere bu yüzyılda oldukça yer verilmiştir.
Plan olarak kare plan üzerine ana kubbe sekiz sütun üzerine oturur ve çevresi altı yarım kubbeden oluşur. Caddeden iki kapı ile avluya girilir. Caddedeki cephesine ek dükkânlar yapılmış. Caminin yanındaki türbede III. Mustafa ve III. Selim’in mezarları bulunur. Merdivenlerle çıkılan avlu yüksektedir ve altında bodrum bulunur. Camiye adını veren Laleli Baba yatırı 1950’lerde yıkılmıştır. Hamamı da yıktırılmış. Caddedeki kapı 1950’lerde yol sebebi ile geriye çekilmiştir. Padişahlar tarafından inşa edilen son külliye olması da bu esere ayrı bir önem katmaktadır. bundan sonra padişahlar hiç külliye yaptırmamışlardır.

Laleli  Bodrum Mesihpaşa Camii
Bodrum Camii (Bodrum Mesihpaşa Camii veya eski adıyla Mireloin Kilisesi) İstanbul’da Laleli yakınındaki Doğu Roma döneminden kalma dini yapıdır. 10. yüzyılda Mireloin Manastırı’nın kilisesi olarak İmparator Romanos Lekapenos tarafından yaptırılmıştır. İstanbul’un fethinden sonra II. Bayezid döneminde Sadrazam Mesih Paşa tarafından camiye çevrilmiştir.
Kilisenin hemen yakınında 5. yüzyıldan kalma bir rotun da vardır. Romanos Lekapenos 10. yüzyılda binanın üstünü kapatarak günümüze kalmamış olan bir saray yaptırmıştı. Kilise de bu dönemde inşa edilmişti.
Kilise tuğladan yapılmıştır. Dört destekli kapalı haç planındadır. Ana mekân yüksek ve pencereli bir kubbe ile örtülüdür. Yapının doğu tarafında, içten yarım yuvarlak, dıştan üç cepheli bir apsis ile iki yanında yonca biçiminde planlanmış hücreler bulunur. Kubbenin orijinal hali korunmuştur. Caminin yanında bir de su sarnıcı vardır.

Şehzadebaşı Camii
Şehzade Camii’nin büyük dış avlusu altı kapılıdır. Caminin cümle kapısı duvarının iki yanındaki ikişer şerefeli çift minaresi yapının en dikkat çeken bölümlerindendir. Diğer cami ve minarelerdeki sadelik burada yoktur. Sinan’ın bu minarelerdeki tezyinatı emsalsizdir.

Bozdoğan Kemeri
İstanbul’un en eski su yapılarından birisi. Hadrianus veya Valens Kemeri olarak da adlandırılmaktadır.Yapımı Bizans dönemine dayanmaktadır. Fakat yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. İstanbul’a su temin etmek amacı ile Bizanslılar tarafından yapılan kemer, zamanla harap olmuştur. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra tekrar kullanıma açılmış, II. Bayezid ve Kanuni dönemleri dahil olmak üzere eklemeler yapılmıştır. Toplam uzunluğu 1 km civarında olan kemerin bugünkü uzunluğu sadece birkaç yüz metredir. Tarihî olması nedeni ile koruma altındadır. İstanbul’un Saraçhane semtinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi binasının karşısında bulunmaktadır.

1- Laleli Camii  2- Laleli Bodrum (Mesihpaşa) Camii
MİMAR SİNAN (1490-1588)
Mimar Sinan was born in the village of Ağırnas in Kayseri. He was brought to İstanbul as a devşirme (the recruitment of non-Muslim boys by the Janissaries) during the reign of Yavuz Sultan Selim. He worked in the construction of inns, palaces, fountains and tombs under the supervision of the masters of the era. After he built a bridge over the river of Pruth within thirteen days during the military expedition to Moldavia, he earned the appreciation of Kanuni Sultan Süleyman and he was promoted to the status of Master Architect. He looked at architectural structures in Syria, Egypt, Iraq, Iran, the Balkans, and Vienna as well as all of Southern Europe.  His most outstanding works are the  Şehzadebaşı Mosque and Külliye, the Süleymaniye Mosque and the Selimiye Mosque in Edirne. The number of his known works is 364 which include 84 mosques, 53 small mosques, 57 madrasahs, 7 darülkurra’s (a madrasah where reading the Quran was taught), 22 tombs, 17 soup kitchens, 3 darüşiffa’s (a structure which can be described as a hospital), 5 waterway arches, 8 bridges, 20 caravansaries, 35 palaces, 8 cellars, and 48 Turkish bathhouses.