CANKURTARAN – KÜÇÜKAYASOFYA – KUMKAPI

CANKURTARAN, KÜÇÜKAYASOFYA, KUMKAPI

Cankurtaran’daki Küçükayasofya Camii, I. Justinianus döneminde yapılmış bir Ortodoks kilisesidir.

Topkapı Sarayı, Sultanahmet ve Kadırga ile çevrili olan dar sokaklardan oluşan semt, tarihi dokusunu hala koruyor. Çiçekli pencereleri, tarihe meydan okuyan eski ahşap evleriyle Cankurtaran birçok filme doğal plato oluşturuyor.

Cankurtaran 
Topkapı Sarayı’nı çevreleyen Sur-i Sultanı’nin bitiminden başlayan semtin adıdır. Bu adın Boğaziçi girişinde akıntılı bölgede kazaya uğrayan teknelere yardım ulaştırmak için kurulan cankurtaran (tahlisiye) istasyonlarından birinin burada yer almasından geldiği rivayet edilir.

Ahırkapı
Ahırkapı, İstanbul’un tarihsel semtlerinden biridir. Eskiden Topkapı Sarayı’nın ahırlarının burada bulunması nedeniyle Ahırkapı olarak adlandırılmıştır. Bizans dönemi saraylarından Manganai Sarayı, Bukeleon Sarayı, Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı’nın dış bahçeleri ve kasırları burada yer almıştır. Bu yöre, ayrıca İstanbul’un en önemli arkelolojik alanlarındandır. Buradaki en önemli kalıntılar, Manganai Sarayı’na aittir.

Ahırkapı Deniz Feneri
1755 yılında III. Osman tarafından yaptırılmıştır. İstanbul Boğazı’nın Marmara’ya bakan kısmının batı kıyısındadır. Beyaz kule şeklinde olan fener İstanbul’u çeviren surların burçlarından birinin üzerine oturtulmuştur. Denizden yüksekliği 40 metredir. Her 6 saniyede bir yanıp sönerek gece karanlığında denizcilerin yön bulmalarına ve gemilerin karaya oturmamalarına yardımcı olur. Önemli bir deniz kazasından sonra yaptırılmıştır.


Dedeefendi Evi
Ahırkapı Caddesi’ndeki erguvan renkli Osmanlı evi, klasik Türk müziğinin büyük üstadı Hammamizade Dede Efendi’nin evidir. Sedirli oturma düzenli odaları, ara katı, yüklükler, nişler, ahşap tavan, oda içinde yıkanma yerleri ve sürme pencereleri ile iki kattan oluşan ev II. Mahmud tarafından Dede Efendi’ye bir beste karşılığında hediye edilmiş.
Dede Efendi, 1778-1846 arasında yaşamış büyük bestekârlarımızdan. Geride bıraktığı 250’ye yakın bestesi bugün arşivlerde mevcut. Köçekçeleri, yörük semaileri, Mevlevi ayinleri Kültür Bakanlığı’na bağlı klasik Türk müziği koroları tarafından seslendiriliyor. Dede Efendi, Osmanlı padişahlarından III. Selim, IV. Mustafa ve II. Mahmud dönemlerinde müzikteki en verimli zamanlarını yaşamıştır. Uzun yıllar Osmanlı sarayında müzik yaptıktan sonra bir ara Ahırkapı Caddesi’ndeki bu mütevazı eve yerleşmiş. Büyük besteci vefat edene kadar bestelerini bu evde yapmış. Müze ev klasik Türk müziği severlerin uğrak yerlerinden biri.

Erol Taş Kültür Merkezi 
Cankurtaran mahallesinin en eski kahvelerinden biri. 1945 yılından bu yana hizmet veriyor. Kahvenin kurucusu sinema sanatçısı rahmetli Erol Taş. Sabah güneş doğarken açılan kahve gece yarısına kadar açık. Sultanahmet, Cankurtaran, Küçükayasofya semtlerini gezmeye gelenler Erol Taş kahvesine uğrayarak soluklanıyor.

Akbıyık Camii 
Eminönü’nde Ahırkapı yakınında sur dışında bulunan ve mutasavvıf şair Akbıyık adına XV.yüzyılda yapılmış bu küçük cami İstanbul’da Kâbe’ye en yakın cami olarak da biliniyor.

Eski Fransız Hapishanesi
Hemen Küçükayasofya Camii’nin bitişiğindeki eski Fransız Hapishanesi Büyükşehir ve Eminönü Belediyesi’nin çabalarıyla restore edilerek Ali Müfit Gürtuna Sanat Merkezi haline getirilmiş.

Küçükayasofya  Tekkesi
Geleneksel el sanatları merkezi haline getirilen yapıda el sanatları atölyelerinin yanı sıra kitapçılar, hediyelik eşya satıcıları bulunuyor. Ayrıca tezhip, ebru ve hat kursları da var. Çiçeklerle bezenmiş bahçe ise kafeterya olarak hizmet veriyor. Sokaklardan ney nağmeleri yükseliyor.

Küçükayasofya Cami
İstanbul’un tarihi yarımadasında, Cankurtaran ile Kadırga semtleri arasında şirin bir mahalle. Hemen üstünde Sultanahmet yer alıyor. Mahallenin alt kısmındaki sokaklar, tren yolunun altındaki geçitlerle Marmara sahillerine açılıyor.
II. Bayazıd döneminde (1481-1512) Darüssaade Ağası Hüseyin Ağa tarafından camiye çevrilen Küçükayasofya Camii, I. Justinianus’un tahta çıkışından sonra yaptırılmış bir Ortodoks kilisesi. Sergios ve Bakhos Kilisesi olarak bilinen mabedin yapımı 38 yıl sürmüştü. Söylentiye göre, I. Justinianos amcası I. Justinos aleyhine bir isyana karıştığı için cezalandırılacakken, azizlerden Sergios ve Bakhos’un Justinos’un rüyasına girerek lehinde tanıklık etmeleri nedeniyle kurtulmuş. İmparator olunca da bu azizlerin adına kiliseyi yaptırmış. Kilise, Hüseyin Ağa tarafından camiye çevrilmiştir. 1648 ve 1763 depremlerinde hasar görmüş. 1860’larda onarılmış ve bugünkü asıl minaresi 1955 yılında yaptırılmıştır. Tuğladan dört köşe şeklinde inşa edilen caminin sağında yükselen minaresi tek şerefelidir. 19 m. yüksekliğindeki kubbesi sekiz ayaklı kemerlere oturmuştur. Yeşil ve kırmızı renkli 34 mermer sütunun 16’sı altta ve 18’i üstte bulunmaktadır. Önündeki beş kubbeli ve altı sütunlu son cemaat yeri sonradan yapılmıştır.

Kadırga
Kadırga semti Bizans zamanında liman haline getirilmişti. Kadırga Meydanı ve bitişiğindeki, Cinci (Cündi) Meydanı, 1950’lere kadar İstanbul’un başlıca bayram yerleriydi. Karagözcüler, tuluatcılar, cambazlar burada gösteri yaparlardı.
Esma Sultan Namazgâhı yol üstünde olanların namazlarını vakit kaybetmeden kılmaları için yapılan bir açık hava ibadethanesidir. İstanbul’da tek örnektir. Taraçayı andıran üst katta namaz kılınır.
Kadırga Caddesi’nde Atia Kiryaki Rum Ortodoks Kilisesi bu dönemin erken örneklerinden biridir. Mimarı Tiadis’tir. Panayia Elpida Kilisesi geçen yüzyıl sonunda, zengin Rumlar tarafından yaptırılmıştır.

Özbekler Tekkesi 
İstanbul’da bulunan beş Özbek Tekkesi’nden biridir. Kadırga ve Sultanahmet arasında bulunan bu tekke Özbek ve Buharalı Türklerin İstanbul’daki ikamet merkeziymiş.

Kumkapı
Kumkapı, yakınlara kadar, ahalisinin çoğu Rum ya da Ermeni olan bir balıkçı semtiydi. Geçmişten bugüne, belirli bir mimarinin ayakta kalabilmiş örnekleri, Rum ve Ermeni kiliseleri, bir de İstanbul’un en gelişkin orta sınıf balık tavernaları kaldı. Eski Rum evleri Bizans konut tarzına uygun. Nişanca semtinde, Ermeni Gregoryan Patrikhanesi ve kiliseleri var. Fatih Sultan Mehmet imparatorluğun her bölgesinden Türk-Müslüman ya da gayrımüslim nüfusu yeni başkentine yerleşmeye çağırınca Ermeniler de Galata’dan tekrar suriçine geldiler. Altı yerden geldikleri için Altı cemaat diye anılırlardı. Sonra On iki cemaat’e yükseldi. Dünya Ortodokslarının ekumenik patriği Osmanlı başkentinde ruhâni görevini yapmaya başladı. İlk Ermeni patrikliği Samatya’da kurulmuştu. Patrikhane binası, 19. yüzyılın güzel ahşap binalarından biridir. En büyük kilise, Surp Asdvadzadzin (Meryem Ana), Patrikhane Kilisesi olarak kullanılmaktadır. Alt katındaki ayazmadan, buranın Bizans döneminde Ortodokslara ait  olduğu kanıtlanır. Ermeni cemaatinin 19.yüzyıl büyüklerinden II.Mahmut’un çok sevdiği Kazaz Artin’in mezarı ve heykeli de buradadır.