EMİNÖNÜ – SİRKECİ – KARAKÖY

EMİNÖNÜ – SİRKECİ KARAKÖY
Eminönü’ndeki Yeni Cami, 17. yüzyıl Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşır. Külliye, bir cami, sıbyan mektebi, sebil, çeşme, hünkar kasrı, çarşı ve türbeden oluşur.
Eminönü İstanbul’un “Tarihi Yarımada” denilen bölümü olan sur içindeki iki ilçeden biridir. Kuzeyden Haliç, güneyden Marmara Denizi, doğudan İstanbul boğazı batıdan ise Fatih ilçesi ile çevrilidir. İlçe, adını Osmanlı döneminde bu mevkide bulunan Gümrük Eminliği’nden alır. Eminönü ilçesinin bulunduğu mevki İstanbul’un ilk kurulduğu mevkidir. İlçe gündüzleri İstanbul’da iş hayatının en yoğun olduğu bölgelerden biridir.
Yenicami Külliyesi 
Eminönü İlçesi’nde, Eminönü Meydanı’nda, Mısır Çarşısı’nın yanındadır. Külliyenin merkezinde yer alan cami deniz kıyılarındaki sultan camilerinin en görkemlisi olarak İstanbul siluetini tamamlar.
Sultan III. Mehmed’in annesi ve Sultan III. Murad’ın eşi Safiye Sultan adına 1597’de Mimar Davud Ağa tarafından yapımına başlanan caminin mimarlığını 1598’den sonra Dalgıç Ahmed Ağa üstlenmiştir. 1603’e kadar süren inşaat Sultan I. Ahmed’in tahta çıkışıyla yarım kalmıştır. Kaderine terk edilip yarım yüzyıldan fazla Yahudi evleri arasında sıkışıp kaldığından halk arasında o zamanlar “Zulmiyye” adı ile tanınırdı. 1661 yılında Sultan IV. Mehmed’in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından tekrar başlatılan inşaat Mustafa Ağa’nın mimarlığında 1663’te tamamlanmıştır.
Külliye bir cami, sıbyan mektebi, sebil, çeşme, hünkâr kasrı ve türbeden oluşmaktaydı. Ama sıbyan mektebi günümüze ulaşmamıştır. Caminin etrafındaki yolların genişlemesi nedeni ile dış avlusu ortadan kaldırılmıştır. Mısır Çarşısı yönünde 18 sütunlu, 21 kubbeli ve üç kapılı olan iç avlunun ortasında güzel bir şadırvanı vardır.
Sekiz sütun ve dokuz kubbeli son cemaat yeri ikinci kat pencere altlarına kadar çinilerle kaplıdır. Pencere üstlerinde de Hattat Tenekecizade Mustafa Çelebi’nin hatları vardır. Sağda ve solda üçer şerefeli iki minare yer almıştır. Kare planlı camiye merdivenle üç kapıdan girilir. Çinilerle süslü olan dört fil ayağına ve dört kemere oturan merkezi kubbeyi dört yarım kubbe desteklemektedir.
Köşelerdeki dört kubbe ve köprü ile türbe önlerinde sütunlarla çevrili kubbelerle birlikte 66 kubbe bulunmaktadır. Mihrabı ve mimberi beyaz mermerdendir. Mihrabın solunda değerli taşlarla süslü bir mozaik tablo vardır.
Turhan Sultan için yapıldığı söylenen Hünkâr Kasrı, klasik Türk evinin bütün özelliklerini taşıyan görkemli bir yapıdır. En güzel İstanbul panoramalanndan birini seyredecek şekilde konumlanmıştır. Üç odalı ve bir salonludur. Duvarları desen ve şekillerle, değerli İznik çinileri ile kaplıdır. Ahşapları sedef ve fildişi kakmalıdır. 1948 yılına kadar bir depo olarak kullanılmıştır. 1948 ve 1966 yıllarında restore edildikten sonra 1967 yılında müze olarak açılmıştır. Külliyeye dahil Hatice Turhan Sultan Türbesi ise içinde gömülü beş padişah ve çok sayıda hanedan mensubuyla Osmanlı sülalesinin en büyük kabristanıdır. Türbede Hatice Turhan Sultan’ın yanı sıra Sultan IV. Mehmed, Sultan III. Osman, Sultan II. Mustafa, Sultan III. Ahmed ve Sultan I. Mahmud’un da mezarları vardır. Türbenin kubbesinin çapı 15 m.’den fazladır.
Sirkeci Garı
Sirkeci Garı II. Abdülhamit devrinde İstanbul’un Avrupa yakasında inşa edilen tren garıdır. TCDD’nin, Haydarpaşa Garı ile birlikte İstanbul’daki iki ana istasyonundan biridir.
Sirkeci Garı’nın bulunduğu yerde daha önce geçici olarak yapılan küçük bir istasyon mevcuttu. Alman Mimar August Jachmund tarafından planı çizilen şimdiki gar binasının yapımında granit mermer ve Marsilya Aden’den getirilen taşlar kullanılmıştır. 1888’de başlayan gar inşaatı 1890’da tamamlanmış, binanın açılışını II. Abdülhamit adına Müşir Ahmet Paşa yapmıştır.
Sirkeci Garı’nın ön cephesinde iki saat kulesi bulunmaktadır. Binanın yan cephesinde Garın hizmete girdiği tarih, hem Rumi takvime hem de Miladi takvime göre yazılmıştır.
İnşa edildiği yıllarda denize çok yakın olan Sirkeci Garının çevresi geçen zaman içinde büyük bir değişime uğramıştır. Garın lokantası 1950’li ve 1960’lı yıllarda tanınmış yazar, gazeteci ve diğer ünlü kişilerin buluşma noktası olur. Paris’ten kalkan Şark Ekspresi uzun yıllar bu istasyona yolcu indirmiş ve buradan yolcu almıştır
Rüstem Paşa Camii
Eminönü’nde, Tahtakale’de Hasırcılar Çarşısı’ndadır. Yüksek bir platform üzerine oturtulmuştur ve kıyı siluetine egemen bir konumda, Hacı Halil Mescidi’nin yerine inşa edilmiştir. Caminin bulunduğu yer Roma döneminden bugüne şehrin en işlek mekânlarındandır. Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı olan Sadrazam Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mimar Sinan’ın ünlü eserlerindendir. Cami Rüstem Paşa’nın ölümünden sonra, 1561’de eşi Mihrimah Sultan tarafından tamamlanmıştır. 1666 yangınında ve 1776 depreminde hasar görmüştür.
Ortadaki büyük kubbeyi dört yarım kubbe desteklemektedir. Eteğinde 24 pencere bulunan büyük kubbenin kemerleri, sekiz köşeli dört fil ayağına dayanmaktadır. Mimberi ve mihrabı mermerdir. Son cemaat yeri 6 sütun ve 5 kubbelidir. Tek şerefeli minaresi yıkılan orijinalinin yerine yapılmıştır.
Büyük Postane 
Sirkeci’de, Büyük Postane Caddesi üzerindedir. Posta ve Telgraf Nezareti binası olarak inşa edilen binanın yapımına 1905 yılında başlanmış ve dört yıl sonra tamamlanmıştır. Mimarı Vedat Tek’tir.
Dört katlı olan binanın girişi basamaklarla yükseltilmiş ve ön cephesinin her iki köşesi de öne çıkarılıp, yükseltilerek üzerleri kubbe ile kapatılmıştır. Binanın içinde ise üç kat boyunca yükselen dikdörıgen bir orta mekân. ve bunu çevreleyen odalar vardır. Günümüzde postane binası olarak kullanılan bu binada, 1927-1936 yılları arasında İstanbul Radyosu hizmet vermiştir.
Doğubank İşhanı
Elektronik dünyasının kalbi burada atıyor. Yeni çıkan her türlü elektronik ürün Doğubank’ta bulunabilir.
Sepetçiler Kasrı
Kennedy Caddesi Sarayburnu Eminönü  Tel: 212 511 63 86
Eminönü’nde, Sarayburnu’nda yer alır. Yapıldığı dönemde Topkapı Sarayı sınırları içinde kalan yapı, 1643’te Sultan İbrahim tarafından inşa ettirilmiş, Sultan I. Mahmud döneminde de (1739) yenilenmiştir. Bu kasrın aynı zamanda padişahlara ait kayıkların bağlandığı bir yer olduğu ve padişahların donanmanın sefere çıkışını ve dönüşünü buradan izledikleri kaynaklarda geçmektedir.
Cumhuriyet döneminde askeri ecza deposu olarak kullanılan kasır, restorasyondan önce tümüyle kendi haline terk edilmişti. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1980 yılında yapılan restorasyonlardan sonra Basın Yayın Genel Müdürlüğü`nün Uluslararası Basın Merkezi olarak kullanılmıştır.
Günümüzde, denizin üzerine kurulu mekânda restoran, bar gibi farklı alanlarda hizmet veriliyor. Sepetçiler Kasrı, yazın boğaz manzaralı terasları, kışın şömineli iç mekânlarıyla güzel vakit geçirmek isteyenlere iyi bir alternatif.
Galata Köprüsü
İlk Galata Köprüsü, 1845 yılında, Sultan Abdülmecid zamanında annesi Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından yaptırıldı.
Köprüye ‘Cisr-i Cedid’, ‘Valide Köprüsü’, ‘Yeni Köprü’’, ‘Büyük Köprü’, ‘Yeni Cami Köprüsü’, ‘Güvercinli Köprü’ adları takılmıştı. Günümüzde yalnızca Galata Köprüsü olarak bilinmektedir. 1863, 1875 ve 1912 yıllarında yenilenen Galata Köprüsü, 1992’de yandı. Yanan köprü onarıldıktan sonra Balat-Hasköy arasına yerleştirildi ve Karaköy-Eminönü arasındaki eski köprü yerine modern bir köprü yapıldı. 25 Ekim 1845 yılında da köprü geçişi ücretli oldu.

YENİ CAMİ HÜNKÂR KASRI ÇİNİLERİ
Klasik Osmanlı mimarisinin tarihi yarımadadaki en güzel örneklerinden biri olan ancak  yapımı en uzun süren padişah camilerinden biri olan Yeni Cami’yi Sultan III. Murat’ın (1574–1595) eşi, Sultan III. Mehmet’in (1595–1603) annesi Safiye Sultan 1597’de yaptırmaya başlamıştır. O yıllarda İstanbul’u kırıp geçiren veba salgınında Mimar Davut Ağa’nın, ardından Sultan III. Mehmet’in ve Safiye Sultan’ın ölümleri üzerine caminin yapımı yarıda kalmıştır. Uzun süre kendi haline terk edilmiş, temelleri atılmış, duvarları da birkaç metre yükselmiş yapıyı Hatice Turhan Sultan 1663 yılında tamamlamıştır.

LEONARDO’NUN HAYALİ
Haliç’e bir köprü yapılması gerektiğini ilk düşünen dünyaca ünlü sanatçı Leonardo da Vinci olmuştu. Ünlü ressamın görüşlerini anlatan Osmanlı’ya yazdığı mektup ise 1952 yılında Topkapı Sarayı’nda bulundu. Batılılar köprüye tarih boyunca büyük ilgi duydular. Öyle ki ithal edilen feslerin etiketlerinde bile Haliç Köprüsü’nün gravürlerini görmek mümkündü.